Korona Virüsü Sebebiyle Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği

Bilindiği üzere şu günlerde ülkemizi ve dünyayı her açıdan etkileyen yeni tip COVID-19 olarak adlandırılan korona virüsü ile karşı karşıyayız. Bu virüs sebebiyle ülkemizin ekonomi ve iş yaşantısında çeşitli sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Ülkemizin köklü mevzuat yapısında ise bu sorunların çoğuna çözüm bulunabilmektedir. Bu yazımızda korona virüsü sebebiyle işyerindeki haftalık çalışma sürelerini önemli ölçüde azaltan ve işyeri faaliyetlerini tamamen veya kısmen durduran işletmelere yönelik çözüm bulmak adına 30.04.2011 tarihinde 27920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik’ten bahsedeceğiz.

Anılan yönetmeliğin dayanak kanunu 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’dur. Bu kanunun Ek 2. maddesine göre genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından korona virüsü bu maddede geçen zorlayıcı sebepler arasında kabul edilmiştir.

Kısa çalışma üç ayı geçmemek üzere korona virüsü gerekçesiyle çalışma süresinin en az 1/3 oranından azaltılması veya aynı gerekçeyle en az dört haftayla faaliyetin kısmen veya tamamen durdurulması şeklinde meydana gelebilir.

Kısa çalışma sürecinde işyeri çalışanlarına işsizlik sigortası fonundan ücretlerinin %60’ı kadarı ödenir. Ayrıca işçilerin sigorta primleri de bu fondan Sosyal Güvenlik Kurumu’na aktarılır.

Kısa çalışma ödeneğinin alınabilinmesi için kuruma yapılan kısa çalışma talebinin uygun bulunmasıyla birlikte işçinin kısa çalışmaya başlandığı tarihte 4447 sayılı kanuna göre işsizlik ödeneğine hak kazanmış olması gerekmektedir. İşsizlik ödeneğine hak kazanmanın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz: İşsizlik Ödeneği Şartları

26 Mart 2020 Tarihli ve 31080 Sayılı Resmî Gazete 1. Mükerrer’de yayımlanan 7226 sayılı torba yasanın 41. maddesi ile 4447 sayılı kanuna geçici 23. madde eklenmiştir. Bu geçici maddeye göre korona virüsü sebebiyle kısa çalışma başvurularında işsizlik sigortası hak etme koşullarını yerine getirmesi hükmü, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 60 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödenmiş olması şeklinde uygulanır.

Kısa Çalışma Bildirimi

Kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmek için öncelikle Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü’ne kısa çalışma bildiriminde bulunmak ve buradan olumlu dönüt almak gerekir. Ayrıca işyerinde varsa toplu iş sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına da yazılı bildirimde bulunmak zorunludur.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere korona virüsü sebebiyle yapılan başvurular, zorlayıcı sebep içinde kabul edilerek uygun görülmektedir. Ayrıca bakanlığın “Covid-19 Sebebiyle Yapılacak Kısa Çalışma Uygulaması Kararı” uyarınca Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar, valilikler veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından faaliyeti durdurulan işyerlerinin talepleri, yalnızca bu kapsamda olup olmadıkları üzerinden incelenecektir. Dolayısıyla bu kapsamda olan işyerleri hızlı bir şekilde kısa çalışmaya uygunluk onayı almaktadır.

Eğer işyerinde faaliyet tamamen durdurulmuyorsa ve çalışma süreleri önemli ölçüde azaltılıyorsa, kısa çalışmanın yapılacağı zaman aralığı işverence belirlenir ve bildiriminde bu zaman aralıkları gösterilir.

Kısa Çalışma Ödeneğinin Miktarı ve Ödenmesi

Kısa çalışma ödeneğinin miktarı, işçinin son 12 aylık sigorta primine esas kazancı dikkate alınarak hesaplanan brüt kazancının %60’ıdır. Ancak bu miktar asgari ücretin bir buçuk katını geçemez. Geçtiği taktirde ödenecek ücret asgari ücretin bir buçuk katıdır. Eğer işyerinde faaliyet tamamen durdurulmuyorsa ve çalışma sürelerinin önemli ölçüde azaltılmasına bağlı olarak kısa çalışma yapılıyorsa kısa çalışma ödeneği çalışılmayan süreler üzerinden hesaplanır. İşçinin hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatillerdeki alması gereken ücreti ise işyerindeki kısa çalışma oranı üstünden garameten işveren ve kurum birlikte öder.

Kısa çalışma ödeneği en fazla üç ay için bizzat işçiye ödenir. Kısa çalışma süresi, üç aydan önce son bulursa ödenekler bu son bulma tarihinden sonra ödenmez. Fazla ödemelerin tespiti halinde kurum bunları yasal faizi ile tahsil etmeye yetkilidir.

Kısa çalışma yapan işveren, işçilerin çalışma sürelerine ilişkin kayıtları tutmak ve istenilmesi halinde ibraz etmek zorundadır. İşveren, bildirdiği süreden önce normal faaliyetine başlamaya karar vermesi halinde durumu; Kurum birimine, varsa toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasına ve işçilere altı işgünü önce yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bildirimde belirtilen tarih itibariyle kısa çalışma sona erer.

İşçinin kısa çalışma ödeneği aldığı süre içinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereği ödenecek sigorta primi, işsizlik sigortası fonu tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır.

Bir Mülkiyet Hakkı İhlali İncelemesi: SGK Artık Geriye Dönük Ödemelerini İsteyemeyecek!

17.01.2019 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi’nin Ümmü ÇAKIR Başvurusu kararı SGK’nın yaptığı yanlış ödemeleri geri istemesinin hem Anayasa madde 35 hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşeme’sinin 1 nolu ek protokolünün 1. maddesini ihlal ettiğini ortaya koymuştur. İlgili karar aşağıda başlıklar altında incelenecektir.

I. BAŞVURUNUN KONUSU

Başvuru, sosyal güvenlik aylığının ödenmeye başlandığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde iptal edilmesi ve başvurucunun geriye dönük olarak borçlandırılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. OLAY VE OLGULAR

Hak ihlaline uğradığı sebebiyle başvuran ev hanımıdır. Başvurucunun eşi 02.05.1986 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı iken 15.01.1993 tarihinde vefat etmiştir.

Başvurucu tarafından ölüm aylığına bağlanmak amacıyla ölen eşinin askerlik hizmetinde geçen süreleri borçlandırılmak istenmiş ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bu talebini iletmiştir. Talep kurumca kabul edilmiş ve borçlanılan primler Ümmü ÇAKIR tarafından ödenmiş vefat eden eşinin prim günü 1080 güne tamamlatılmıştır. Buna müteakip Ümmü ÇAKIR’a 01.05.1997 tarihinden itibaren ölüm aylığı ödenmeye başlanmıştır.

2013 yılında SGK tarafından vefat eden başvurucunun eşinin dosyasında tekrar inceleme yapılmış ve askerlik süresi ile Bağ-Kur hizmetinde geçen süresinin çakıştığı tespit edilmiş ve 24 günlük prim vefat edenin dosyasından çıkarılmıştır. Bu durumla birlikte vefat edenin hizmet süresi 1056 güne düşmüş ve ölüm aylığı bağlanması için gerekli olan 1080 günü doldurmadığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine başvurucuya bağlanan ölüm aylığı kesilmiş ve geriye dönük aylar için yapılan ödemeler için başvurucuya borç tahakkuk ettirilmiştir.

Başvurucu tarafından 04.07.2013 tarihinde mezkur SGK işleminin iptali ile aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanarak ödenmesine karar verilmesi istemiyle SGK aleyhine Manisa 3. İş Mahkemesi’nde dava açılmıştır.

Mahkeme 27.03.2014 tarihinde anılan davanın kabulüne karar vermiş ve gerekçe olarak davalı SGK’nın uyarma görevini zamanında yapmadığını, uzun yıllar ölüm aylığı aldıktan sonra geçersiz sayılmasının Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu ifade etmiştir.

Davalı kurum hükmü temyiz etmiş ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 22.09.2014 tarihinde kararı bozmuştur. Bozma kararında, vefat edenin 1080 prim gününü doldurup doldurmadığı daha ayrıntılı araştırılmasının gerektiği ve 1080 prim gününün dolmadığı anlaşılması durumunda ölüm aylığı tahsis şartları gerçekleşmeyeceği buna bağlı olarak davanın reddi gerekeceği vurgulanmıştır.

Manisa 3. İş Mahkemesi Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin bozma kararına uymuş ve 24.03.2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Bu karar bu sefer davacı başvurucu tarafından temyiz edilmiş ancak Yargıtay 10. Hukuk dairesi tarafından 14.09.2015 tarihinde karar onanmış ve kesinleşmiştir.

Ret kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu 02.12.2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

III. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi